
Huyum kurusun sonda söylenecekleri en başta söylüyorum. Bugün 21 Şubat Dünya Anadil günü. Dili yasaklanmamış, konuştuğu dil için öldürülmemiş, işkence edilmemiş, zindanlara atılmamış bir halkın üyeleri için şüphesiz bugün çokta anlamlı değildir, sıradan bir gündür. Biz Kürtler için ise bugün sıradan bir gün değildir, hiç değildir. Çok anlamlıdır, mücadele demektir, varlık demektir, direniş demektir, her gün yeniden doğan güneş gibidir. Unutmadığımız, yaşaması için çabaladığımız, bir başımıza okumayı, yazmayı söktüğümüz anadilimizin kutlu günüdür.
Dil her şeydir, varlıktır, renktir, sestir, aşktır ve her şeyden önce bir direniş ve mücadele sahasıdır. Kürtçeyi direniş ve mücadele sahası olarak görmek gerek. Hangi dilin şehidi vardır? Muhakkak başka bölgelerde ve coğrafyalarda egemenlerin işkenceleri altında yaşayan, direnen halkların kendi anadilini konuştuğu için öldürenleri vardır. Kürt dili öldürülme, sorgusuz sualsiz zindana hapsedilme, sürgün edilme, işkence sebebi olmuştur. Sadece Kürtlerin yaşadığı topraklarda ya da şehirlerinde, köylerinde bu cereyan etmedi. Nerede bir Kürt ve Kürtçenin sesini kulaklarına ulaştı, gördüler tıpkı bir kızgın boğa gibi saldırmaktan öldürmekten çekinmediler.
Medeniyeti getireceğini söyleyenler Kürtlere ve onların kültürüne karşı durak bilmeden barbarlaştı, canavarlaştı! Bu anlayış hala tüm kudretiyle devam ediyor, lakin karşılarında hiç olmadığı kadar irade sahibi, dilinin tüm inceliklerini kullanan korkusuz bir neslin ayak sesleri de varlığını her geçen gün büyütüyor. Kültür alanını işgal eden egemen güçler Kürtçeyi gözden ve kıymetten düşürmek için ellerinden geleni yaptılar. Türk sineması, edebiyatı, üniversite kürsülerinde anlatılanlar, tezler üzerinden resmi görüşlerin dışavurumu, sosyal alanın tek parti misali ve faşist bir düzlemde yürütme azmi ve çabaları sadece bazı örneklerinden.
Akıp giden yaşamın her alanında dilimizin başına gelemeyen felaket, saldırı kalmadı. Bu felaket silsilesini dört nesildir iliklerimize kadar yaşadık, hala yaşıyoruz. Eğer ninelerimizden dedelerimizden bize bir miras kalmışsa ve dönüp onlara içten bir teşekkür edeceksem şüphesiz o da dilimizdir, kültürümüzdür. Yattıkları yer incinmesin, huzur ve ışıklar içinde olsunlar babaannem Mewlûde ve Mele Siraç’a ne kadar teşekkür etsem azdır, bize ulaştırdıkları bu kadim ve zengin dil için hep minnettar olacağım.
Silvanlı Mele Siraç ki Cuma hutbelerinde son sözü olan, “Allah bu halkın eksikliğini vermesin, dünya var oldukça dili hep yaşasın” diye kapatırdı. Bunun için gözaltına alınıp işkencelerden geçirildi. Dili tüm inceliklerine sahipti, dili bir kuyumcu işçiliği gibi kullanırdı. Sadece dili değil yüreği ve aklı da diline sevdalıydı. Bir sürü hikâyesi vardı, çok yaşanmışlığı vardı, ezberi çok iyiydi. Köylerde, kasabalarda, şehirde insanlar hemen etrafına toplanır o güzel Kürtçesiyle Dicle gibi akan sesiyle hitap ederdi, anlatırdı. Klasik Şiirler okurdu. Kışın karlı, fırtınalı gecelerin Kürt destanlarını, hikâyelerini, masallarını ilk ondan dinledik. İslam düşünürlerini ve Yunan filozoflarını ondan öğrendik. Meleya Cîzîrî’den Xanî’den Cegerxwîn’den beyitler, mısralar okurdu. Kim bilir belki şiirler yazıyordu saklı saklı ve en nihayetinde o şiirler bir köşede de yakılmıştı. Dilin güzelliğini, zenginliğini o bize aşılamıştı… Huzur içinde uyuyun güzel insanlar… Bu dili ileriye daha fazla ileriye taşıyacağız bu da bizim size sözümüz olsun.
Evet bugün bizim için önemli ve hatta kutsal bir gün/yaşadığı her gün kutsaldır. Varlığımızın, bizi birbirimizden ayıran, diğer milletlerle aramızdaki farkı ortaya koyandır anadilimiz. On binlerce yıldır dimdik ayakta duran kadim Kürtçenin son yüzyılda başta Türkiye devleti, Baas rejimleri ve Fars devletinin işkencesi altında kendini korumuş, yeraltında yüzlerce yıl sabredip kendini günümüze ulaştırmayı başarmış kutsal bir dildir. Kutsal diyorum çünkü bunca yok etmeye girişimlerine, varlığı ortadan kaldırılmak istenilen bir dilin canlı, dipdiri kalışı onu kutsal yapar.
Müzikten, edebiyata, matematikten bilime oradan felsefeye kadar hayatın her alanında başarıyla yükselmiş bir dil olması bize köklerinin ne kadar derinlerde olduğunu her türlü saldırıya karşın nasıl başa çıktığını, güçlü ve zenginliğinin en güzel hakiki delilidir. Bugün bu dilin büyümesi, yaşaması, genişlemesi ve her şeyden önce özgürce kendi dağlarında, kırlarında, nehir kenarlarında, üniversitelerde, okullarda, sokakta, alışverişte, sevgide, aşkta, öfkede yankısı tüm heybetiyle yükseliyor. Dili yasaklanmış bir halkın sakin olmasını bekleyenler, koyun gibi başını bıçağın altına yatırmasını arzu edenlerin sonu hüsrandır, kaybediştir.
Anadili yasaklanmış bir halk sadece öfkelenir, bıçağını biler, yaşatılanların hesabını tutar. Devlet baktı ki ne öldürmekle ne sürgünle ne de işkenceyle bitiyorlar, çaresiz ve neçar bir şekilde laf olsun torba dolsun, dost düşman çarşıda görsün, diye sembolik iki saat okullarda seçmeli ders olarak vermeye başladılar. Hiç yoktan iyidir en azından Kürt çocukları alfabelerini tanıyor, gırtlağından haberdar oluyor. Bir dil seçmeli derslerle yürümez! Bugün dijital dünyanın bize getirdiği fırsatlarla birlikte dilin kullanım alanı açılıyor, genişliyor ve güzelleşiyor. Bugünümüz dünden daha kudretli olduğunu eserlerden, hayatın her alanında yapılan çalışmalardan bunu çıkarmak mümkün. Küllerinden nasıl doğuluyor, diye sorsalar sizlere dilinizden bahsedin, kelimelerinizle cevap verin, küllerinden doğan karşınızda ve hala dipdiri yaşıyor… Evet kaybedilen bir mücadele yoktur terk edilmiş bir mücadele vardır.